5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden sonra ceza yargılamasında “hız” uygulaması başladı. Buna göre iddianamenin kabulü müessesesi getirildi ve nasılsa kovuşturma öncesinde tüm deliller toplanmış olduğu için yargılamayı uzatmanın ne anlamı var ki, anlayışı benimsendi.Adalet açısından esas olan savunmanın da iddianın da haklarını muhafaza ederek salt kanuni değil hukuki ilkelere de uygun bir şekilde yargılama yapmaktır.
Yargılamayı kitabına uydurup savunma haklarını, taleplerini sanığın delil toplama istemlerini “Dosya kapsamı itibariyle” reddederseniz ve “yangından mal kaçırır” gibi hızlıca, bir an evvel davayı bitirmeye çalışırsanız arada adaleti es geçmiş olursunuz.
Evet, artık ceza yargılamasında hızlı adalet sorunu vardır. Ve uygulamayı yaşayan bizler bu durumun vahametini görmekteyiz. Savunma talepleri gerekçesizce bir çırpıda reddedilmekte ve bütün bunlar “davayı çabuk bitirme” “dosyayı kapatma” “iş yükünü azaltma” saiklerinin gölgesi altında yapılmaktadır.
Yargı, aydınlık olmalıdır ve üzerine hiçbir gölge düşmemelidir.
“Gecikmiş adalet adalet değildir” fakat “Hızlandırılmış adalet de adalet değildir”