Düşünün, bir ceza avukatısınız. Genellikle "tutuklu" dosyalara bakıyorsunuz. Aynı güne iki tutuklu dosyanız çakıştı. İki dosyanız da ayrı bir adliyede. (Örneğin biri Üsküdar, diğeri Beşiktaş). Birinin saati 9, diğerinin 10. Nasıl yetiştirecekseniz?
Normalde bir bekletme faksı çekersiniz mahkemelerden birine, diğer mahkemeye girersiniz çıkıp öbürüne yetişirsiniz (Trafik izin verirse). Zihninizde bunu kurgulamak kolay.
Ancak öyle basit değil. Mahkemeler genellikle saatinde duruşmaya başlamadığı için bazen 4-5 saat(Sabah 9:30 duruşmasını akşam 19:00'da aldı bir mahkeme geçen ay) sonra duruşmaya başlayabiliyor. Bazen de tam saatinde başlıyor. Siz avukat olarak mecburen tutanakta yazılı duruşma saatinde orada olmak zorundasınız (Ya saatinde alırsa endişesiyle).
Bu durumu izah etmekte dahi zorlanıyor insan. Zamanın göreceli olduğunu anlamak isteyen buyursun mahkemelere gelsin. Zira bazı mahkemeler bu, gün ve saat belirleme işinde özensiz davranıyor. Örneğin fiilen saat 14:00'de başlayacağı belli olan (O günkü iş yoğunluğu ve dosyaların durumundan bunu anlamak mümkün) duruşmaya saat 9:30 yazılıyor. Bu nedenle avukat 9:30'dan 14:00'e kadar mahkeme kapısında ağaç oluyor. Tüm işleri aksıyor. Bütün günü ölüyor.
Özetle zaman yönetimi mi? O da ne?
Çarşamba, Haziran 07, 2006
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
3 yorum:
CEZA AVUKATI NE YER NE ICER:)
NASIL BI CANLI TURUDUR
BI ARA BUNLARIDA ELE ALIRMISIN
:))))))
CEZA ABI /ADINDAN BELLI
CEZAM NEYSE RAZIYIM HAKIM BEY
iihiihihiihih:)))))))
CEZA AVUKATI NE YER NE ICER:)
NASIL BI CANLI TURUDUR
BI ARA BUNLARIDA ELE ALIRMISIN
:))))))
CEZA ABI /ADINDAN BELLI
CEZAM NEYSE RAZIYIM HAKIM BEY
iihiihihiihih:)))))))
Vintagebiscuit, senin bir avukat kızı olduğunu tahmin ediyorum.:)
Yorum Gönder